16 Ağustos 2018 Perşembe 22:35
 

SİYASETİN DÖNÜŞÜ, SİYASETE DÖNÜŞ...

24 Ekim 2009 Cumartesi 21:54

Tarihin gerisinde kalırsınız; anakronikleşir, hatta komikleşirsiniz.

“Kürt açılımı”nın dinamiklerini ve akış istikametini görmeyi baştan beri reddedenler, gelişmeler hızlandıkça şaşkına dönüyorlar. Açılıma karşı duran siyasi aktörlerin sözleri, ilkokul müsamerelerindeki replikleri andırıyor. Aslında bu benzetme, o sempatik diyaloglara haksızlık oluyor. İlkokul münazarası, daha münasip bir kıyastır. İnandırıcı olmayan tezi savunmak zorunda bırakılan öğrencilerin tavrı var bu siyasi aktörlerde. Ama o öğrencilerin sevimliliğinden eser yok tabii ki.

Hükümetin “açılım”ı derinleştirebilmesi için, “akan kanın duracağı”na dair kayda değer işaretler üretmesi gerekiyordu. Açılımı yönetenler bunun farkındaydı ve at gözlüğünü çıkarmayı becerenler, epeyce bir süredir bu yönde ciddi hazırlıklar yapıldığını da görebiliyorlardı.

MHP’nin sınır tanımayan sertliği ve tahrikleri, CHP’nin bezdirici ucuz taktikleri ve hamaseti, hükümetin bir süre bocalamasına yol açınca, siyasal alanın daralması ve sürecin tıkanması ihtimali de belirmişti. Öcalan’ın, tam da bu olguyu gerekçe göstererek yaptığı hamle, silahların susması yönündeki umutları canlandırdı. Bu ise, siyasetin olağan çarklarını yeniden hareketlendirdi.

Öcalan’ın “barış elçileri” çağrısı, PKK’nın bunun gereklerini derhal yerine getirmesi; her ikisinin siyasal süreçleri etkileme kapasitesini bir kez daha gözler önüne serdi. Bu hakikat böylesine çıplak bir şekilde orta yerde durmasına rağmen, “Türk kamuoyu”nun geniş kesimleri, hâlâ bunu kabullenmeye yanaşmıyor.

Açılıma ve Kürt sorununda çözüme karşı çıkanların, Öcalan’ın ve PKK’nın “etkili” olmasından rahatsızlık duymaları, anlaşılır bir şeydir. Malum siyasi aktörlerin, bu durumu, hükümete saldırmanın yegâne dayanağı olarak kullanmaları da şaşırtıcı değildir. Nitekim Bahçeli’nin ve Baykal’ın önceki günkü grup konuşmaları, neredeyse tamamen bunun üzerine kurulmuştu.

Şaşırtıcı olan, açılımı destekleyenlerin yaklaşımıdır. AKP’nin içinde veya çevresinde yer alan bu kesimler, silahsızlanma yönündeki hamleleri “mecburiyet”, “çaresizlik”, “teslim olma” sözcükleriyle açıklamaya çalışıyorlar. Bu üslubun temelinde, Öcalan’ın rolünü ve PKK’nın siyasi aktör kimliğini kamuoyunun gözünden ve algısından saklama çabası yatıyor.

Dağdan inenlerin ve inecek olanların tek isteği “eve dönmek”miş gibi bir hava yaratılıyor. Oysa perde arkasında ne tür pazarlıklar yapılmış olursa olsun, Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nın buna uyan tavrı, PKK’nın daha fazla siyasallaşmasını, siyaseti daha fazla etkiler duruma gelmesini hedefliyor. Dağı terk etmenin alternatifi, siyasete girmektir. Bu nedenle dönülecek yer ev değil, siyasettir.

Dönenleri karşılama törenlerini de bu çerçevede değerlendirmek lazım. Silahı bırakma kararı vermiş bir PKK’nın, yasal siyasal alanda var olabilmesi, arkasındaki kitlesel desteğin çapına bağlıdır. Bu desteği görünür kılmak, silahtan arındırılmış bir siyasallığın olağan karşılanması gereken bir yöntemidir.

Kandil’den ve Mahmur’dan gelenlerin devletin zirvesine mesaj iletme gayretini de, parlamentoyu ziyaret etme talebini de, yine aynı çerçevede değerlendirmek lazım. Yani burada da yasal siyasal süreçlere “güçlü bir aktör” olarak girme çabası söz konusudur.

PKK’nın bu niyetinden ve çabalarından rahatsız olanlar, ya bugüne kadarki tecrübelerden ders almamışlar ya da örgütün silahsızlanmasını ve çatışmaların durmasını istemiyorlar.

Kuşkusuz PKK’nın bu gösterileri bir “zafer şöleni”ne çevirmesi, belli tepkileri tetikleyebilir. Kaldı ki, PKK’nın böyle bir hava yaratmasının gerçeğe tekabül eden bir yanı da yoktur. Esasen şu iki günde yapılanları, bir zafer gösterisi olarak yorumlamak da abartılı olur. Zira o kalabalıkların ruh hali, öncelikle PKK’ya siyasallaşmak için ihtiyaç duyduğu eli uzatmak gibi görünüyor; bir de “barış arzusu ve sevinci”ni yansıtıyor. Bunu bir tür meydan okuma olarak sunmak, silahsızlanarak siyasallaşma sürecinin doğasını anlamamanın veya bunu istememenin göstergesi olabilir ancak.

“Barış elçileri” olarak adlandırılan grupların ilk kafilesinin hukuksal ve siyasal bir engele takılmadan sınırı geçmesi, Kürt sorununda da şimdiye kadar yaratılmış katı sınırları aşma şansına muazzam bir katkıdır. Bu akışın devam etmesi için, siyasal ve hukuksal açıdan daha pek çok hamleye ihtiyaç var. Siyasal alanın doğal dinamiklerini canlı tutmak ve demokratik kanalların kesintisiz işlemesini sağlamak, bu hamleleri yapabilmenin her zaman ön şartı olacaktır.

Siyasetin dönüşü ve siyasete dönüş, barışı bu ülkenin ufuklarına çok güçlü bir şekilde taşıyor...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu