25 Nisan 2018 Çarşamba 19:12
 

MÜZAKERE VE ÇÖZÜM DENEYİMLERİ

05 Mart 2010 Cuma 15:00

27-28 şubat tarihlerinde Diyarbakır’da Kürt sorunuyla ilgili bir konferans vardı. Demokratik Toplum Kongresi’nin düzenlediği konferans, “Uluslararası Müzakere ve Çözüm Deneyimleri” başlığını taşıyordu.

Bugüne kadar bu konuda pek çok konferans yapıldı. Bunların çetelesini çıkarmak bile ciddi bir mesai gerektirir. Kendi katıldıklarımın sayısını da hatırlamıyorum, ama bu konferansın benim için en verimliler arasında yer aldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Benzer sorunları yaşamış ve hâlâ yaşayan çeşitli ülkelerden davetliler ufuk açıcı sunuşlar yaptılar; tartışmalar da derinleştiriciydi.

En ilgi çeken konuların başında, beklenebileceği gibi, Güney Afrika geliyordu. Bu ülkeden katılan Hassen Ebrahim, ırkçı rejimden demokrasiye, çatışmadan uzlaşmaya geçiş sürecinde önemli rol üstlenmiş bir Afrika Ulusal Kongresi (ANC) üyesi. Ebrahim, kendi ülkesi ile Türkiye arasında, oradaki çatışmayla Kürt sorunu arasında özdeşlik kurulamayacağını, ama önemli paralellikler de bulunduğu belirtti.

Ebrahim’e göre, geçiş sürecinin onca zorluğa rağmen başarıyla sonuçlanmasında şu üç unsur belirleyici oldu: Deneyim paylaşımı, diyalog ve müzakere. Siyahlarla beyazlar arasındaki ilişkilere damgasını vuran derin güvensizlik ve köklü korkunun ancak bu sayede aşıldığı, konuyla ilgilenen herkesin ortak görüşüdür. Hatta diyalog fikrine verilen önem ve müzakereye harcanan enerji, bazı yazarlarca “müzakere saplantısı” olarak nitelenir; lakin G. Afrika kültüründe güçlü kaynakları bulunan bu “saplantı”nın, negatif anlamda bir “obsession” değil, sarsıntılara ve sıkıntılara karşı dayanıklı olmayı sağlayan bir inat ve inanç olarak yaşandığı da belirtilir.

Ebrahim’in de aktif bir şekilde yer aldığı hazırlık çalışmalarının ardından ortaya çıkan yeni anayasa, “Güney Afrika mucizesinin ikonu” olarak kabul edilir. Ebrahim’in, anayasa yapım sürecini anlattığı The Soul of a Nation: Constitution-Making in South Africa (Bir Ulusun Ruhu: Güney Afrika’da Anayasa Yapımı) adlı kitabı okununca, yeni anayasaya “mucize ikonu” özelliğini kazandıran şeyin, içeriğinden çok hazırlanma yöntemi ve hazırlanma sürecine yatırılan “diyalog ve müzakere emeği” olduğu kolayca anlaşılır.

G. Afrika tecrübesinden söz etmişken, Nagehan Alçı’nın, 22-27 şubat tarihlerinde Akşam gazetesinde yayımlanan yazı dizisine atıf yapmadan geçmek büyük haksızlık olur. Harika röportajlar ve çok başarılı bir kurgu yapmış Alçı. Bunlardan bir tanesini, ırkçı rejimin son hükümetinin savunma bakanı ve geçiş sürecinde beyazların başmüzakerecesi olan Roelf Meyer’le yapılanı özellikle etkileyici buldum.

Meyer’in söylediği her söz, eğer kulağımızı kabartmayı ve yüreğimizi açmayı becerebilirsek, çarpıcı bir ders gibi. Mesela “beyazlar olarak kendinizi yenilmiş hissetmediniz mi sorusuna şu cevabı veriyor Meyer: Hayır, aksine! Biz kendimizi bu süreçte özgürleştirdik. Apartheid denen korkunç sistemden kurtulduk. Beyinlerimizdeki sınırları yıktık.” Bu sınırların ne olduğunu da şöyle açıklıyor Meyer: “‘Biz, Avrupa’dan gelen beyazlar, buradaki siyahlardan daha iyiyiz’ miti, bizi engelleyen en büyük sınırdı. Kendimizi özgürleştirirken aslında hepimizin eşit olduğunu kabul ettik.

Meyer’in “sürecin planlanması ve yolun sonu” konusundaki soru üzerine söyledikleri de çok önemli: “Biz hiçbir sonuç planlamadık. Koşulsuz temelde bir süreç başlattık. Dönüşüm sürecindeki ülkelere ya da çatışma bölgelerine verilecek en önemli mesaj da bu. Genelde çözüm için yola çıkılırken sonucun ne olacağı ile ilgili kesin bir plan yapılıyor ve yolda kaza oluyor. Bizimki öyle olmadı. (…) Hepimiz karşılıklı konuşmamız gerektiğini biliyorduk. İki taraf arasında diyalog şarttı.

Ama bizde ırkçılık yok” diyerek bu sözlerin etkisini savuşturmak isteyenlere ise şöyle sesleniyor Meyer: “Bugün dünyada ‘apartheid’ mantığı birçok yerde uygulanıyor. Başka yerlerde siyah ve beyaz ayrımı olmadığı için buradaki kadar görünür değil. Sizin dünyanızda apartheid beyazla beyaz arasında.

Daha önce konuştuğum, dinlediğim, okuduğum siyah olsun, beyaz olsun, renkli olsun bütün Güney Afrikalılarda tarifi zor bir çelebilik ve dervişlik gördüm. Acılardan kin ve intikam hisleri değil, olgunluk üreten bir şeyler var o topraklarda; “ubuntu” veya başka bir şey, bilmiyorum; ama “temasın/dokunuşun dönüştürücü etkisi”ne muazzam bir örnek oluşturduğu açık!

Bu ülkede sorunların çözümünü zorlaştıran faktörlerden biri de, toplumsal ve siyasal kültüre çöreklenmiş “taşralılık”tır. Her sorunun ilk defa ve sadece bizim başımıza geldiği şeklindeki “taşralılık” zihniyetini ve alışkanlığını kırabilmek için bu tür temaslar ve Diyarbakır’daki konferans gibi faaliyetler çok önemli. Ancak bunların Türkiye’nin batısına da yansıması ve yaygınlaşması gerekiyor. Adı üstünde, “diyalog” en az iki tarafın isteği ve çabasıyla mümkün olabilir...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu