16 Ağustos 2018 Perşembe 22:35
 

IŞİD’İN KOBANê SALDIRISI VE TÜRKİYE’NİN YOL AYRIMI

31 Ekim 2014 Cuma 15:59

 IŞİD’in Kobanê’ye yeniden saldırması, nihai hesaplaşma vaktini iyice yakınlaştırmış görünüyor. Bütün Ortadoğu’yu etkileyecek olan bu hesaplaşma, şimdi Suriye, Irak, Türkiye ve Kürdistan çemberinde gerçekleşecek gibi.

 Bu hesaplaşmada en fazla zorlanacak ve zorlanmakta olan aktörün Türkiye olduğu söylenebilir. AKP hükümeti, stratejik derinlik formasını giyerek büyük iddialarla girdiği oyunda, yanlış hesaplar ve ittifaklar nedeniyle, stratejiyi de derinliği de çoktan kaybetti. Uzun süredir olayların ardından sürüklenen ve konjonktürel manevralarla vaziyeti kurtarmaya çalışan hükümet, IŞİD’in yeni Kobanê hamlesiyle, bir yol ayrımına geldi. Kaçma, oyala(n)ma, kendini ve başkalarını kandırma imkânlarının neredeyse tükendiği, gerçek bir karar anının eşiğinde bulunuyor. Rehinelerin serbest bırakılmasıyla, IŞİD’in vahşi ve sinsi operasyonlarına karşı hareketsiz ve sessiz kalma konusundaki son önemli mazeretini de kaybetti.

 Görünmez güçlerin bir senaryosu mu, yoksa tarihin bir cilvesi mi, bilmek çok zor. Ama ortada çıplak bir gerçek var, onu yok saymak daha da zor. IŞİD, Kobanê’nin kapılarına dayanmış durumda,  Kobanê halkı var gücüyle direniyor. Şartlar bakımından taraflar arasında apaçık bir eşitsizlik, IŞİD’in ağır silahlar ve geniş lojistik imkânlar açısından bariz bir üstünlüğü mevcut. YPG’nin öncülüğünde ve örgütsel gücü sayesinde sergilenen etkili direniş karşısında Kobanê’nin düşmesi çok zor görünüyor, ama YPG IŞİD’le başbaşa bırakılırsa, ihtimal dışı değil.

 Kobanê’nin düşmesi, Rojava’daki özerk yapılanmanın sürdürülmesini zorlaştıracağı gibi, yüz binlerce Kürdün ve diğer halklardan insanın katledilmesine ve topraklarından koparılmasına yol açacak. Öte yandan, Kürt siyasi hareketi için hayati önem taşıyan Rojava’nın işgali veya nefessiz bırakılması, Türkiye’deki çözüm sürecinde büyük sarsıntı, tıkanma, hatta çöküş yaşanması ihtimalini çok yükseltecek. Kürt siyasi hareketinin karar mekanizmalarından son günlerde yapılan açıklamalar son derece net. İlk çıkış Murat Karayılan’dan geldi: “Kobani saldırısı ile Kuzey’deki süreç aslında bitmiştir. Son sözü başkan Apo söyleyecektir.”

Ardından Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı, Karayılan’ın sözlerini pekiştiren bir açıklama yaptı: “IŞİD’in Kobani’ye saldırtılmasıyla birlikte ortada bir çatışmasızlık durumu kalmamıştır. Bakur’da (kuzey) çatışmasızlık, Rojava (batı) ve Başur’da (güney) savaş politikası kabul edilmeyecektir.” Şimdi sıra Öcalan’ın yapacağı değerlendirmede. HDP heyetinin cumartesi günü İmralı’ya gideceği daha önce duyurulmuştu. Öcalan’ın, değişik vesilelerle “Rojava’nın kendileri için kırmızı çizgi olduğu”nu defalarca vurguladığını hatırlarsak ve KCK’nin açıklamasını tamamen yok saymayacağını hesaba katarsak, İmralı’dan çok büyük ihtimalle, hükümeti sert bir biçimde uyaran ve aynı tutumda ısrar etmesi halinde sürecin bitebileceğini ima eden bir açıklama geleceği sonucuna varabiliriz.

Kürt siyasi hareketinin, IŞİD’in saldırılarından dolayı hükümeti bu kadar kesin ve keskin bir üslupla sorumlu tutmasının temelinde, hükümetin Suriye’de iç savaşın başından bu yana izlediği politikalar yatıyor. Hükümetin Suriye politikalarının temelinde iki ana hesap ve hedef vardı. Biri, Esad’ın kısa sürede devrilmesi; diğeri ise Kürtlerin, esas olarak da PYD’nin etkisiz kılınması. Her ikisi de yanlış ve tehlikeli olan bu hesaplara dayanarak hükümet, neredeyse bütün kozlarını İslamcı örgütlere oynadı. Hükümet, IŞİD’in de aralarında yer aldığı bu güçlere her türlü desteği verirken; PKK’nin uzantısı saydığı PYD’ye karşı bir kıskaç ve çökertme politikası izledi. Cihatçı örgütler Rojava’ya saldırdıklarında, bu çifte avantajdan fazlasıyla cüret ve kuvvet aldılar.

 PKK ve PYD’nin, Kürtlerin büyük bir kısmının öfkeli tepkisi tam da buradan kaynaklanıyor. PYD lideri Salih Müslim, bu hali çok sade ve açık ifade ediyor, ”Müdahale etmiyorlar; bari en azından bize başkalarının yardım etmesine engel olmasınlar. Bir halk gözümüzün önünde öldürülüyor. Buna ne diyeceksin? Allah göstermesin ama Kobane düşerse bunun vebali kimin üzerinde kalacak? Türkiye’nin. O zaman dostluktan, kardeşlikten nasıl söz edeceğiz? Bunun barış sürecine de olumsuz yansıması olacaktır.”

 Meselenin özü şu: Kürtler, hükümetin Suriye’de yaptığı yanlış ve tehlikeli hesaplar ile giriştiği kirli angajmanların bedelinin kendilerine ödetilmesine itiraz ediyorlar ve bunda da sonuna kadar haklılar.

 Hükümet, şimdi yol ayrımında: Ya Kürtlerle dürüst bir ittifak kuracak, dolayısıyla IŞİD belasına karşı açık ve cepheden tavır alacak. Ya da Kürtlerle bölgesel düşmanlığı göze alarak, şimdiye kadarki politikalarında esasta bir değişiklik yapmayacak. Bu ikinci seçeneğin, Türkiye ve bölge için çok yıkıcı sonuçlar doğuracağını kestirmek için kâhin olmaya gerek yok.

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamaları, bir politika değişikliğini ima ediyor. Ama sözlerin çok kifayetsiz ve manasız kaldığı bir keskin kavşakta olduğumuzu unutmayalım. Aslolan icraattır, bunu da görmek için fazla beklemek gerekmeyecek…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu