23 Nisan 2018 Pazartesi 22:08
 

İKTİDAR KAYBI VE HINÇ

14 Kasım 2009 Cumartesi 22:36

Geçen yılın Ekim ayında, Almanya’nın Münster şehrinde, bu meseleyi tarihsel örnekler eliyle enine boyuna tartışan bir konferans yapılmıştı. Konferansın başlığı, “Egemenlik Kaybı ve İktidar Kaybı”ydı. Konferansta birbirinden ilginç bildiriler sunuldu. Bu bildirilerden, içinde bulunduğumuz şartları anlamamıza yardımcı olacağını umduğum notlar aktarmak istiyorum.

Münster Üniversitesi’nden Barbara Stollberg-Rilinger, Kutsal Roma – Cermen İmparatorluğu’nda 1648’den sonra ortaya çıkan “egemenlik çatışması”nın ya da “iktidar yarılması”nın sonuçlarını anlatır. 1648 Westfalya Barışı, yeni bir devlet tipinin temellerini atmış, böylece eski egemenlik yapısını fiilen sona erdirmişti. Ancak imparatorluk kurumları ve “eski düzen”in kuralları varlıklarını sürdürüyorlardı. Eski düzenin sahipleri/temsilcileri, hayatta bir karşılığı kalmamış kuralları kullanarak işlevini yitirmiş kurumlar üzerinden egemenliklerini korumaya çalışıyorlardı. En çok da, sıvası dökülmüş, inandırıcılığı sönmüş “kutsallık” sıfatından medet umuyorlardı. Yeni düzenin temsilcileri ise, bu kokuşmuş egemenlik gösterilerine doğrudan cephe almak yerine, yeni düzeni gürültüsüzce yerleştirmeye çalışıyorlardı. Yazar, bu oyunu, “örgütlü riyakârlık” olarak adlandırır; en önemli sonucunun da, büyük zaman ve enerji kaybı olduğunu belirtir.

Konferansa Paris’ten katılan Gudrun Gersmann ise, yitmekte olan iktidarı korumanın bir yolu olarak “sembollerin yüceltilmesi” meselesini ele alır; başvurduğu örnek ise Fransa Kralı 18. Louis’dir. Restorasyon döneminin Kralı olan 18. Louis’nin iktidarı, Devrim ruhunun tehdidi altındadır. Kendi iktidarın kökleri, “eski rejim”de yatmaktadır; ama araya giren Devrim, monarşik meşruluğun dayanaklarını fazlasıyla zayıflatmıştır. Egemenliğinin boşlukta durduğunu hisseden Kral, semboller ve seremoniler yoluyla kendi dönemi ile “eski rejim” arasında köprüler kurmaya, böylece iktidarını kurtarmaya çalışır. Bu seremoniler arasında en ünlüsü, Devrim yönetimi tarafından idam edilen ağabeyi 16. Louis’nin ölüm yıldönümünde düzenlediği “cenaze töreni”dir. Bu törenin amacı, 16. Louis ile birlikte Marie Antoinette’ın de cenazelerini Kraliyet mezarlığına taşımaktır. 18. Louis, bu sayede, kendi iktidarı ile Fransa’nın uzun monarşik geleneği arasında bağ kurmak, yani meşruluğunu restore etmek ister. Sonradan anlaşıldı ki, taşınan cenazeler 16. Louis ile Marie Antoinette’e değil, iki bilinmez şahsa aitmiş.

Hayatta karşılığı kalmamış düzeni kurtarmak için yalana müracaat etmekten başka çare yok; ama zaten yalan da yalana çare olamıyor, hayat yalana dayalı habis yapıları silip süpürüyor.

Bu iki örneği, Türkiye’nin bugünkü şartlarına birebir uyarlamak söz konusu olamaz; ama bunlardan alınacak hiçbir dersin olmadığı da söylenemez. Örgütlü riyakârlık ve sembol/seremoni fetişizmi, yalan üzerine kurulu ve çürümüş düzenlerin alamet-i farikaları arasında müstesna bir yer tutarlar.

İktidarı kaybının yarattığı bir ruh hali var ki, çok daha yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Bu ruh haline, bu duyguya “hınç” denir. “Hınç”ın ne demek olduğunu uzun uzun anlatmayacağım; sadece “nefret, kin, intikam, garez, kıskançlık, başkalarının acılarından zevk alma” gibi duyguların hepsini birden içeren bir kavram olduğunu söyleyeyim. Dileyenler, bu alanın başyapıtı sayılan Max Scheler’in Hınç adlı kitabına bakabilirler. Somut bir örnek içinse, Onur Öymen’in önceki gün yapılan meclis oturumundaki ruh haline ve sözlerine bakmak yeterlidir.

Öymen, halkoyuyla iktidara gelmeyi hayal bile edemeyen, ama sistem içinde başka güçlere dayanarak iktidar olmaya alışmış bir yapının tipik temsilcisidir. Bu yapı, askeri vesayet sistemi çözüldükçe, iktidara ebediyen veda etmek zorunda kalacağının farkındadır. Askeri vesayet sisteminin, bütün sarsıntılara rağmen, esas olarak çatışma durumu ve ihtimali sayesinde ayakta kalabildiğini; Kürt sorununun çözümünde yol alındıkça, bu sistemin sonuna gelineceğini görüyorlar. Hınç, bu gelişmelerden kaynaklanan iktidarsızlık korkusunun ya da ihtimalinin doğrudan yansımalarından birisi ve fakat en tehlikelisidir. İktidarlarını kaybetmemek uğruna, bu hınçla, ülkeyi ateşe atmaya hazırdırlar. Çözüm modeli olarak Dersim’i telaffuz etmekten çekinmeyecek kadar hınç bürümüş onları. Henüz yası bile tutulamamış, bu nedenle de toplumu yaran bir yara olmaya devam eden katliam ve sürgünleri bir çözüm olarak öneren zihniyet, hıncın rötuşsuz resmidir.

“Aç, aç, aç” seviyesizliğini de, pankart açma sefaletini de, iktidar kaybı ihtimalinin yarattığı ruh halinden ayrı düşünmek imkânsızdır. Ama en çok bu “hınç”a dikkat etmek lazım! Meclis’te önceki gün yaşanan ve bugün de tekrarlanması çok muhtemel olan bu manzara, Türkiye’nin demokrasi ve toplumsal barış isteyen tüm kişi ve çevrelerini tarihsel bir görevle karşı karşıya getirmektedir: Demokrasi ve barış yönünde atılacak her adımı aktif olarak desteklemek ve bu yönde adımlar atılmasını ısrarla talep ve takip etmek!

AKP de, ülkenin selameti ve kendisinin bekası açısından demokrasi dışında gidilecek başka hiçbir yolun kalmadığını, bu tabloya bakarak bir kez daha görmüş olmalıdır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu