25 Nisan 2018 Çarşamba 19:17
 

ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN IRKÇILIK BATAĞINA

02 Ağustos 2010 Pazartesi 09:58

İnegöl ve Dörtyol’dan gelen görüntüleri izlerken, hafızamda ağrı dolu bir karmaşa hissettim. Bu memleketin yakın ve uzak geçmişinde yaşanmış benzer olaylara dair kareler canlandı zihnimde. Bu kanlı tarih şeridinin başı, 1915’e takılıyor ısrarla. Onu izleyen görüntülerle şerit uzayıp gidiyor: 1934’teki “Trakya pogromu”, 1955’teki 6-7 Eylül “olayları”, 1978’deki Maraş katliamı, ondan hemen önce Malatya’da ve sonra Çorum’da gerçekleştirilen katliamlar, 1993’teki Sivas katliamı...

Bu “olaylar”ın belli özgül yanları ve sonuçları var şüphesiz. Ama hepsinin işaret ettiği bir ortak nokta var. Onu da kısaca şöyle açıklayabiliriz: Linç pratikleri, bu ülkenin siyasal/toplumsal kültürünün güçlü bir bileşenini oluşturuyor. Linç, bir yandan bir tahakküm ve tasfiye aracı olarak işlev görürken, diğer yandan bir yönetim tekniği olarak kullanılıyor.

Son 10-15 yılda pek çok linç girişimi yaşandı bu ülkede. Bunların bir kısmı “aşırı solculara” yönelmiş görünse de, tamamının esasta Kürt sorunuyla ilişkili olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Açıkçası linç girişimleri, münferit veya belli kişileri değil, doğrudan bir kitle olarak Kürtleri hedef alıyor.

Önceleri PKK’ya öfke maskesi altında sergilenen şiddet ayinleri, uzunca bir süredir Kürtleri kovmaya dönük “pogrom provaları”na dönüşmüş durumda. Esasen ırkçı ideologlar ve propagandistler de, yine epeyce bir zamandır “zorla kovmak” ve/veya “mübadele” gibi yöntemleri açıkça telaffuz ve teşvik ediyorlar.

Irkçılık ve nefret söylemi, giderek olağanlaştı bu sayede. Üstelik sadece belli ya da malûm kesimlerle sınırlı da kalmadı. Ulusalcılarla kıran kırana bir mücadele içinde olan ve geleneksel milliyetçilerle arasına mesafe koymaya çalışan AKP’de de sözcüleri var bu söylemin. Hatta bizzat Başbakan Erdoğan bile, bazen bu söylemin iğvasına kapılıyor ya da tuzağına düşüyor.

Şüphesiz PKK şiddetinden kaynaklanan kayıpların ve buna eşlik eden “öfke”nin, bu olaylarda bir payı var. Üstelik PKK’nın, özellikle hassas dönemlerde hassas bölgelerde yaptığı eylemlerle, bu öfkenin Kürtlere linç biçiminde yönelmesine ciddi katkı yaptığı da inkâr edilemez. Şiddeti tırmandırma politikasının sonuçlarına bakınca, PKK’nın da Batı’daki Kürtlere bir başka açıdan rehin muamelesi yaptığını düşünmek bile mümkün. Yani bu tutumuyla PKK, Batı’daki Kürtleri bir “iç savaş kartı” olarak kullandığı şüphesini güçlü bir biçimde uyandırıyor.

Ancak linç ayinlerini ve pogrom provalarını bütünüyle PKK’nın varlığına ve kanlı eylemlerine bağlamak, sebepleri değil, sonuçları öne çıkarmak anlamına gelir. Zira temeldeki sebep, PKK’yı da yaratan ve ayakta tutan Kürt sorunundan başka bir şey değildir. Kürt sorununda çözüm geciktikçe ya da çözümsüzlük derinleştikçe, herkes kendini kurtarmak için kaçacak bir yerler arıyor. Görünüşte en rahat sığınak da “kitlelerin duygusu”dur. Ancak siyaset bilimini ve tarihi azıcık bilenler, bu sığınağın tüm duvarlarının keskin mıhlarla kaplı olduğunu ve ilk fırsatta oraya sığınanları da yok ettiğini bilirler.

Bütün sorumlular, çözümsüzlüğün yarattığı umutsuzluk ortamında, öfkenin kendilerine yönelmesini engellemek için, adeta Batı’daki Kürtleri kurban olarak kullanıyorlar. Kızıştırılmış topluluklar; yoksul ve kırılgan Kürtlere hayatı cehennem etmek için harekete geçtikçe, yöneticiler kendilerini kurtardıklarına inanıp rahatlıyorlardır. O nedenle, ırkçı söylem ve eylemleri ya görmezden geliyor ya da açıkça tahrik ediyorlar.

Kürt açılımını başlatarak çözüm için büyük umutlar yaratan AKP de, ne yazık ki aynı şeyleri yapıyor. Talan ve linç eylemleri, Sırp veya Hutu milislerin ruh halini bugüne taşıyan korkunç görüntülerle devam ederken, başka yerlerdeki haksızlıklara karşı yeri göğü inleten Başbakan tek bir kelime etmedi henüz. Oysa bu ırkçı linç operasyonlarının birkaç adım ötesi, kaos ve yönetim krizi havasının yaygınlaşması olacaktır. Bunun faturasını en ağır biçimde ödeyecek siyasal aktörün AKP olacağını öngörmek hiç de zor değildir.

Pogrom provalarının yaygınlaşmasında, “beyaz Türk ırkçıları”nın da payı var. Refah şovenizmini banal bir ırkçılıkla birleştiren bu güruh, İtalya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinde örneklerini gördüğümüz ırkçı akımların Türkiye şubesi olmaya adaydır. Kanın şehvetine kapılmış bu beyaz vampirler, muhtemelen her hâl ve şartta kazançlı çıkacaklarını umuyorlardır. Bir tek durum hariç, aslında haklılar da. Türkiye demokratikleştikçe ve Kürt sorunu barışçıl çözüm yoluna girdikçe mağlubiyetleri mukadderdir. Zira demokrasi ve barış, ancak özgürlük ve eşitlik temelinde kurulabilir. Bu ise, her türlü kendinden menkul üstünlük ve imtiyaz taleplerinin ve iddialarının kökten reddedilmesini gerektirir. Bu ülkenin bütün mağdurları ve mazlumları için tek kurtuluş yolu budur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu