15 Ekim 2018 Pazartesi 17:54
 

BAYRAM VE ANADİLİ

23 Kasım 2010 Salı 12:51

Dinî bayramlar, hemen herkes gibi bana da en çok çocukluğumu düşündürür. Kalabalık ev halleri, bayramların solmaz fotoğrafıdır. Kimse sıra beklemez konuşmak için. Kimin ne dediğinin pek önemi yoktur; önemli olan birbirine sesle uzanmak, ses üzerinden dokunmaktır. Sözcükler değil, sestir esas olan.

İnsanları seslerinden tanımak için, bulunmaz bir talim ortamıdır o kalabalık ev halleri. Büyümeme eşlik eden,  öykümü işleyen insanları düşündüğümde, yüzlerinden önce seslerini hatırlarım. Bir kısmı göçtü gitti bu dünyadan. Onların yüzlerini hafızamda canlandırmak giderek zorlaşıyor. Ama sesleri, kulağımın dibinde gibidir; zira benliğime işlemiştir.

Evden eve taşınan o kalabalık hallerin rengi sestir. O sesin ruhu da, anadilidir. Zaten o kalabalıkları bir arada tutanlar da, annelerden başkaları değildir. Anadili de, esasen annelerden ve o kalabalıklarda öğrenilir. Ortega Y Gasset’in dediği gibi, “her zaman ve son elde anadil olan dil, dilbilgisi kitaplarından ve sözlüklerden değil, insanların söylediklerinden öğrenilir”. Ben de, anadilim olan Arapçayı böyle öğrendim.

Çocukluğumun kalabalığını oluşturanların çok büyük bir bölümü, Nusaybin’de yaşamıyor artık, İstanbul’a yerleşti epey zamandır. Bayramlarda İstanbul’a giderken, aslında o kalabalığa giderim. Yine toplanırız, çoğu kez de annemin evinde. Yine Arapça konuşur herkes; konuşur demek doğru değil, ses verir, gürültü yapar. Bu ortamda değilsem herhangi bir bayram, o bayramı bayram olarak hissedemiyorum bir türlü.

Bir de “sokakların sesi” var çocukluğumun bayram günlerinden unutamadığım. Anadilimiz, arkadaşlarımızın anadilleriyle buluşurdu sokaklarda. Gürültümüz, bu sefer iki dilde çoğalırdı. Kürtçe ile Arapça birbirine karışırdı. Kürtçeyi, ikinci dilim olarak sokakların uğultusunda öğrendim. İlk zamanlar, bilmediğim çok kelime vardı tabiatıyla. Bu nedenle, ses sözcüklerin önüne geçerdi. Çocukluk arkadaşlarımı düşünürken de, yüzlerinden çok sesleri gelir aklıma.

O ev halleri ve o sokaklar, öykümün can damarlarıdır. Sadece dilleri öğretmekle kalmadılar, aynı esnada “ses”in gücünü fısıldadılar zihnime. Dünyayı ve hayatın her halini sözle düzenlemek yerine, hiç olmazsa ara sıra “dünyaya ve hayata sesle dokunmaya” çalışmanın, ne kadar kıymetli bir şey olduğunu oralarda öğrendim; hayatta kimi şeyleri, “sözcükler üzerinden değil, kendi ürpermelerimizi dinleyerek keşfetmemiz” gerektiğini de!

Malum, “anadili meselesi” bir süredir gündemin merkezinde yer alıyor. Böylece uzun süre etrafında dolaştıktan sonra, Kürt sorununun kalbine gelmiş olduk. Kürt sorunu, esasta Kürtçe sorunudur demek abartı sayılmaz.

Kürtçenin nerede ne kadar kullanılabileceği konusunda bir sürü “söz” söyleniyor. Hâlâ Kürtçenin bir dil olmadığını veya her yerde, meselâ eğitimde kullanılabilecek kadar gelişkin bir dil olmadığını kanıtlamaya çalışanlar da var.

Bana öyle geliyor ki, Kürtçeden veya Kürtçenin kamusal hayatta kullanılmasından rahatsız olanlar, hayatın bazı hakikatlerini “kendi ürpermeleri” üzerinden tanımayı beceremeyenlerdir. Kürtçeyi çıplak güçle veya yasaların ya da mahkeme kararlarının zoruyla bastırabileceklerine inananlardan, kendi ürpermelerine kulak vermelerini zaten beklemiyorum. Onların hayat algısında kendi ürpermelerini dinlemek yok, başkalarını ürpertmek var. Neyse ki, onlar hayatın kadim hakikatlerinden biri karşısında yenildiler.

Sözüm, daha çok bu “anadili meselesini” sadece “sözcükler üzerinden” halledebileceklerini düşünenleredir. Biraz ürperme, pek çok pencere açabilir kendilerinin ve başkalarının hayatına. Meselâ Kürtçe öğrenmeyi deneyebilirler. Kürtçeyi kâmilen öğrenmeleri gerekmiyor, en azından türkülerinin ve ağıtlarının içeriğini tahmin edebilecek düzeyde bir dokunuş bile önemli bir şeydir. Hadi o da zor geldi diyelim, bari Kürtçeye bir “ses” olarak saygı göstermeyi becerebilsinler.

Anadili konusu açılınca, Bedri Rahmi’nin “Üç Dil” adlı o şahane şiirini anmadan geçemiyorum:

En azından üç dil bileceksin 
En azından üç dilde 
Ana avrat dümdüz gideceksin   
En azından üç dil bileceksin 
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin  
En azından üç dil 
Birisi ana dilin 
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı  
Ana sütü gibi bedava 
Nenniler, masallar, küfürler de caba 

En azından üç dil bileceksin 
En azından üç dilde  
Canımın içi demesini 
Kırmızı gülün alı var demesini  
Nerden ince ise ordan kopsun demesini 
Atın ölümü arpadan olsun demesini  
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini 
İnsanın insanı sömürmesi  
Rezilliğin dik alası demesini 
Ne demesi be  
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu