25 Haziran 2017 Pazar 15:18
 
  • TL

  • TL

  • TL

ÇÖZÜM KONUSUNDA OLUŞACAK YENİ SÜRECİN ZEMİNİ: KARDEŞLİĞİ İNŞA VE İHYA YOLU

20 Nisan 2016 Çarşamba 10:33

Kardeşliği yeniden aslına göre restore, inşa veya ihya etme girişimi, gerilmiş  iklimi normalleştireceği gibi sıkılmış yumrukların açılması ve çözüm konusunda oluşacak yeni sürece zemin hazırlayabilecek en önemli adımdır.

Bugüne kadar yaşanmış acı tecrübeler bize gösteriyor ki bu topraklarda bir sorun var. Bu sorun yüzünden de yalnız Kürtler değil diğer halklar da sıkıntı ve acılar çekmektedir. Bu sorun çözülmeden bu topraklarda arzulanan kalıcı bir barış, huzur, demokrasi ve insan haklarının oluşacağından sağlıklı bir şekilde bahsetmek olanaksız gibi görünmektedir.

Sorunların çözümünde kültürün önemini de yadsımamak gerekir. Bizim kültürümüz mü yoksa batının kültürü mü temel alınmalı! Çözümü kendi kültür ve ahlakımızla mı yoksa batının kültür ve ahlakıyla mı çözmeye kalkışmalıyız?

Sorunumuzu kardeşlik anlayışı çözebilir, tam olarak çözemezse de eminim ki yüzde seksenini çözer. Bu bağlamda şayet ‘kardeşlik anlayışı’ İslami bir temele dayalı olacaksa, bir ahlakı olmalıdır. Zira İslam’ın ırkı yoktur, ahlakı vardır. Aynı ırktan olmak değil aynı ahlaktan olmak önemlidir. Birleştirici faktör olan ırk değil ahlaktır. Tarihimize baktığımızda Habeşîyi, Farisîyi, Kürdîyi, Rumiyî ve diğerlerini birleştiren faktörün, ırk değil o ahlak olduğunu görmekteyiz. Sadece iyi şeyler düşünerek iyi olunmaz, düşündüğünüz iyi şeyleri pratiğe yansıttığınız kadar iyisiniz…

Uzun zamandır gündemimizde olan Kürt sorununu bir cümle ile yanıtlamak elbette ki doğru olmayacaktır fakat laf kalabalığı, demagoji yıllardır bizi hedeften uzaklaştırdığı gibi bize insan kaybından öte hiçbir şey de kazandırmadı.

Sorunun başlığı her ne kadar dün başka isimlerle anılıyorduysa da, bugün “Kürt Sorunu” diye başlıyorsa da, aslında bu Türk’ün, Arap’ın Fars’ın dolayısıyla hepimizin sorunumuzdur. Çünkü tüm halkları rahatsız eden bir meseledir. Şayet hepimiz Müslüman isek, o zaman bir bedeniz demektir ve peygamberimiz, "Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar."

Birbirlerini sevmeyen, birbirlerine merhamet etmeyen, acımayan ve birbirlerine şefkat etmeyen, kardeşliğin feragat ve vefa anlayışından uzak bir topluluk, ümmeti içinde bulduğu bu acınası durumdan nasıl kurtarabileceğini tasavvur eder?

Müslümanların salahı, ümmetin felahı, gönüllerini ve kafalarını bu engin fazilet hisleriyle doldurmuş ve hayatlarına bu duygular yön veren kadrolarla sağlanabilir. Mü'minler, ancak bu anlayışı yaşatmakla ümmeti yeniden diriltebilirler… Hatta sadece kendi iç bünyelerinde değil, herhangi bir dine mensup olmayanlara karşı da tam bir insanî yaklaşım sergilemelidirler.

Bir olayın dışında kalıp akıl vermek değil, olayın içinde olup akıl yürütebilmek hünerdir. Bu coğrafya çok badirelere şahitlik etmiştir. Birçok hüznü ve destanı barındırmıştır bağrında. Bir dokunsanız neler işiteceğinizi bir Allah bilir. Ama bizler “insanı yaşat ki devlet yaşasın” noktayı nazarından baktığımızda ve bu anlayışla birbirimize yaklaştığımızda üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorun veya problem olmayacaktır. Ümitsizlik bize yakışmaz!

Dününü okuyamayanlar, bugününü göremez ve yarınını da okuyamaz…

İşte bu yüzden derdimize çare olacağını düşündüğümüz ‘Kardeşliğin’ dününü bilmeyiz ki derdimize çara olabilecek, birlikteliğimize katkı sağlayabilecek ‘kardeşlik anlayışına’ hep birlikte sarılalım.

Şayet dün kardeşlik anlayışını zayıflatan ve kardeşlik duygusunun zedelenmesine veya yıkılmasına neden olan hastalıkları bilmez ve bu hastalıklara tedbir almaz ve tedavi yollarını bulamazsak, bu olmadığı gibi yarında da sağlam temellerin üzerinde ayakta durmasını başaramayız. Tarihimize baktığımızda kardeşlik vurgusu yapılan üç evre karşımıza çıkar.

  1. Habil ve Kabil kardeşliği.
  2. Yusuf ve kardeşlerinin kardeşliği.
  3. Ensar ve Muhacirlerin kardeşliği.

Kabil Habil’i öldürdü, fakat Habil ‘sen beni öldürsen de ben seni öldürmek için elimi kaldırmayacağım’ dedi.

Yusuf’un kardeşleri onu kuyuya atıp ölüme terk etmelerine rağmen Yusuf en güçlü döneminde, yaptıklarını yüzlerine vurmadan onları affetti.

Medine’ye hicret eden Müslümanlar Medineli Ensar ile kardeş oldular ve göç eden muhacirler, kendilerini kardeş sayan Ensar’ın malını dahi tevarüs etmekteydiler.

Kardeşliğin idamesi adına esas olan feragat ve vefa en önemli temel ihtiyaçtır.

Evet, Kabil ile Habil, Yusuf ile kardeşleri, Ensar ile muhacirler de kardeş idiler. Bunların kardeşliğine bakmak ve ibret almak gerekir. Sorunlarımıza çözüm olacak kardeşlik anlayışı Habil, Yusuf ve Ensar kardeşliğidir. Kabillere inat gelin hep beraber Habilî anlayışı ihya ve inşa edelim.

Yeter ki gayret edelim, geç kalmış sayılmayız.

Kürdlerin varlığını, “bölme ve parçalama” ile eşdeğer gören bir psikolojiden kurtulmalı.

Bu psikoloji oluştuğunda olumlu adımlar daha hızlı atılır. Tüm olumsuzluklara rağmen şayet samimi bir biçimde empati kurulursa görülecektir ki Kürd halkı şimdiye kadar kardeşlikten kaçmamıştır. Bu gerçekle yüzleşmek, bu hakkı ve değeri hak sahibine teslim etmek gerekir.

Kendi gerçeğinizle yüzleşmekten kaçıyorsanız, başkalarının gerçeğinden size bir fayda gelmez. Öncelikle toplumumuzda bu farkındalığı tesis etmemiz gerekir.

İnsanlığın huzuru, barışı ve refahı için ötekiyi kendine tercih edebilme erdemine ulaşmak muasır medeniyet seviyesine ulaşmaktan daha elzemdir. Bunu iyice anlamalıyız. 

İslam’a karşılıksız hizmet eden Sultan Selahaddin’nin torunları olan Kürdler küstürülmemeli, haçlıların torunlarının kucağına itilmemeli, kazanılmalıdır... Bu, kardeşliğin temeli olan vefanın da gereğidir…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu