23 Haziran 2018 Cumartesi 13:07
 

YALANA ALIŞMAK

22 Ocak 2015 Perşembe 15:43

Çok yalan söylüyoruz. Üstelik birbirimizin gözünün içine bakarak ve inandırıcılığa aldırmadan… Her konuda ve her düzeyde yalan söylemenin iki sakıncası var.

Kendimizle, yani aldığımız terbiye ile tutarsızlığa düşüyoruz. Tutarsızlığının farkında olan kişi ruhsal bunalıma düşer. Bundan çıkış için yapay bir gerçeklik (yalan dünya) yaratır ve ona sığınır.

Yabancılaşma denen bu süreç, kendi gerçeklerinden olduğu kadar dünyadan da kopuşa neden olur. Aksini söyleyenleri düşman olarak görür ve yaşamı bir varlık-yokluk savaşı olarak algılamaya başlar. Artık onun için yalanını devam ettirmekten başka çare yoktur.

Yalanın başka bir sakıncası da tüm ahlak sistemleri ve dini öğretilerle çeliştiği için alternatif bir ahlak ve din anlayışı geliştirmek ihtiyacıdır. “Yolsuzluğun hırsızlık olmadığı” gibi sahte tezler üretilir veya kaynağı belirsiz paraların hayır işlerine kullanılacağı mazeretine sığınılır.

Ortaya çıkan usulsüzlükler nedeniyle yargılanma ihtiyacı doğduğunda gidilecek mahkemeye güvenilmediği gerekçesiyle yargı sürecinin önü kapatılabilir ve bu “milli iradenin” tecellisi olarak sunulabilir.

Güçlünün düzeni

Eğer bir ülkenin Anayasa Mahkemesi (AYM) güvenilmez bir kurum haline gelmişse o ülkede tuz kokmuştur. Yurttaşların sığınacağı ne ahlaki ne de hukuki bir ölçü kalmıştır.

Bu kim seçimi kazanırsa onun uygun gördüğü ölçü ve yasalarla toplumu yönetmeye davettir. Yani güçlünün borusunun öttüğü, sürdürülemez bir çoğunluk egemenliği düzeni. Bu düzen, sistemin topyekûn iflasını getirebilir.
Söylenen en büyük yalanlardan biri de %10 seçim barajının siyasal istikrar sağladığıdır. Askerlerin önce dincilerin, sonraki hükümetlerin Kürtler’Meclis’e sokmamak için icat ettikleri bu antidemokratik uygulama hâlâ sürüyor. Ama biz demokratik bir hukuk devleti olduğumuzu iddia etmeye devam ediyoruz.

Yolsuzluk nedeniyle istifaya zorlanan dört bakanın Anayasa Mahkemesi’nde (Yüce Divan’da)yargılanmaması için hukuk ve ahlak zorlanırken iktidar bu mahkemeye güvenmediğini belirtti. Ama o mahkeme daha dün, seçim barajıyla ilgili bireysel başvuruları konu bakımından yetkisizliğini ileri sürerek reddetti.

AYM, daha önce sırasıyla AKP’yi çok memnun eden şu kararları aldı:
Mimarlar Odası’nın, Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan kaçak saraya ilişkin işlemlerde mahkeme kararlarının uygulanmamasına ilişkin yaptığı başvuruyu reddetti.

AYM, CHP’li vekillerin, dört eski bakan hakkında kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu haberlerine, mahkemece konulan yasağın kaldırılması istemiyle yaptıkları bireysel başvuruyu reddetti.

AYM, Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

CHP’nin, “Torba Kanun” olarak bilinen yasanın bazı maddelerinin yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle yaptığı başvuruyu reddetti.
14 ilde Büyükşehir Belediyesi Kurulmasına İlişkin Kanun’un iptal istemini reddetti.

Dershane yasasının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti.

Adaletten uzaklaşan vicdan

1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanması talebiyle yapılan bireysel başvuruyu AİHM kararına rağmen reddetti.

MİT mensupları ile bazı kamu görevlileri hakkındaki ceza soruşturmalarını Başbakan’ın iznine bağlayan düzenlemenin iptali istemini reddetti.
Hükümete 6 ay süreyle Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren kanunun iptali talebini reddetti.

Üyelerinin ezici çoğunluğu Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan mahkemenin aldığı bunca lehte karara rağmen hâlâ onun “paralele yakın, kumpasçı ve darbeci” olarak anılması, yaratılan sahte gerçekliğin sonucudur. Yalan söylemeye devam ediyoruz.

Hukuktan ayrılan kanun, ahlakla ilişkisini kesen din, adaletten uzaklaşan vicdan, demokrasiye sırtını dönen seçim bir ülkeyi nurlu ufuklara değil karanlık belirsizliklere taşır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu