15 Ağustos 2018 Çarşamba 00:14
 

SEÇMEN NE DİYOR?

23 Temmuz 2015 Perşembe 11:53

Seçimden çıkan dersler konusuna (Metropoll’ün bulgularıyla) salı günü başladığım tahlile devam ediyorum:

Çözüm süreci

Seçim sonrası dinamiğini belirleyen 4 partili parlamento olgusu ve koalisyonlar döneminin başlaması kadar önemli konular var. Bunların başında “çözüm süreci” geliyor. Geçen günü Suruç’ta meydana gelen felaketin her an tekrarlanabileceği ve tehlikenin ne denli içimizde olduğu düşünülecek olursa hâlâ ‘Kürt sorunu’nu çözememiş Türkiye’nin kırılganlığı daha iyi anlaşılır.

Çözüm süreci devam etmeli mi” sorusuna toplumun %67’lik bir kesimi “evet” diyor. Bu oran AKP’lilerde %74, CHP’lilerde %70, HDP’lilerde ise %91. MHP’liler arasında çözüm istek ve beklentisi %48’e düşüyor. Yine de bu parti seçmeninin yarıya yakını ülke gerçeklerinden kopuk olmadığını gösteriyor.

“Çözüm sürecini” zorlaştıran etmenlerden biri seçim sırasında milliyetçileri AKP’ye çekmek isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kimi AK Parti ileri gelenlerinin süreç ve Kürt muhatapları konusundaki olumsuz söz ve tavırlarıydı. Sonuçta çözüm sürecini bugüne taşıyan taraflar arasında gerginlik ve güvensizlik oluştu.

Seçimlerden HDP’nin %13 oy ve 80 milletvekili ile çıkması çözüm sürecinin yeniden tanımlanmasını gerektirecek. Bu durum, muhatap sorununu da gündeme getirecek. Şu ana kadar işleyen model, Öcalan’ın esas muhatap olduğu, PKK’nın ve HDP’nin de içinde olduğu modeldir. Hükümetin tercihi bu doğrultuda olmuştur. Ama HDP’nin seçimlerde aldığı sonuç, onun temsil kabiliyetini artırmış ve muhatap sorunsalında yeni değişiklik beklentisine yol açmıştır.

Seçim sonrası araştırmasında ‘Yeni dönemde barış sürecinin muhatabı kim olacaktır’ sorusuna toplumun %56’sı ‘HDP ve Demirtaş’ karşılığını vermiştir. Yeni dönemde sürecin muhatabı olarak Öcalan-İmralı’yı görenler %12, PKK-Kandil’i görenler %5’dir.
Bu verilere göre toplum çözüm sürecinin muhatabı olarak artık Kürt siyasal hareketinin daha radikal unsurlarını değil parlamentodaki temsilcilerini görmektedir. Bu da, çözümün yöntemi olarak çatışmayı değil, uzlaşma ve müzakereyi, yani siyaseti öne çıkarmaktadır. Eğer böyle olursa, ‘çözüme’ direnen milliyetçi kesim de süreci daha kolay kabul edecektir.

Olayı zorlaştıran başka etmenler yok değil. Halk, HDP’nin seçilmiş temsilcilerinin ve Demirtaş’ın Öcalan’dan ve Kandil’den ne kadar bağımsız olabileceğini sorgulayacaktır.
Hatta sorgulamakla kalmayacak, yakından gözleyecektir. Verdiği nota göre de HDP’nin ne ölçüde Türkiyelileştiğine ve bu parti ile önderliğinin güvenilirliğine karar verecektir.
Neticede seçmen (ödünç oyları da katarak), HDP’yi muhataplık mertebesine taşımış ve ona diğer aktörler karşısında nispi bir özerklik kazandırmıştır. Bu durumu açık eden en önemli veri, toplumun %62’sinin Demirtaş’ın, Öcalan ve Kandil’den bağımsız siyaset yapmasını istediğini beyan etmesidir. Söz konusu tercihi daha da anlamlı kılan HDP seçmeninin %59’unun da Demirtaş’ın Öcalan’dan ve Kandil’den bağımsız bir siyaset izlemesini istiyor olmasıdır.

Seçmenin ve HDP destekçilerinin bu açık tavrı karşısında Demirtaş ve parti milletvekilleri, elde ettikleri oy oranını düşürmemek için bir yandan ‘Türkiyelileşmek’ gündemini sürdürmek, diğer yandan Öcalan-Kandil nüfuzunu dengelemek durumunda kalacaklardır.

Yeni bir parti?

Her seçimde kendisinin de oy verebileceği yeni bir partiye ihtiyaç olduğunu belirten bir seçmen grubu olmuştur. Bu kez, daha temsili bir parlamentonun ortaya çıkması, bu oranı %12’ye düşürmüştür. Söz konusu durumun işlevsel bir koalisyon hükümeti kurulması konusundaki beklentiyi artırdığına kuşku yoktur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu