22 Nisan 2018 Pazar 05:34
 

ÖLÜME SAYGI

28 Mayıs 2015 Perşembe 11:03

Bu yazı şimdi neden icap etti diye sorulabilir. “Kefeni giyip siyaset meydanına çıktık” sözüyle bir yarış olan siyasetin savaşa, yani ölüm-kalım meselesine dönüştürüldüğü bu sevimsiz ortamda ölümü daha insani bir bakış açısından incelemek gerekir.

Anadolu’yu dolaşırken beni en çok etkileyen olgulardan biri doğuma ve ölüme ne kadar olağan şeyler olarak bakıldığı olmuştur. Her ikisi de yaşam çemberinin bir parçası olarak görülüyor ve serinkanlılıkla karşılanıyor. Ölenden ne korkuluyor ne de defnedinceye kadar yalnız bırakılıyor.

Eski mezarlıklar yaşanan yerlere yakın, erişilebilir ve tecrit edilmemiş mekânlar.
Doğumdan olduğu kadar ölümden de herkes haberdar. Bedenler toprağa verilirken, ruhların geldikleri yere döndüğüne; bu durum doğal ritmin bir parçası olduğuna inanılıyor.

Artık toplumun büyük bir bölümü kentlerde yaşıyor. Birbiriyle teması ancak ilanlarla, kitle iletişim araçlarıyla sağlanıyor. Doğum ve ölüm, toplumdan/topluluktan uzakta, hastanelerde gerçekleşiyor. Mezarlıklar genellikle yerleşim yerlerinin dışında ve etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş, sosyal hayattan tecrit edilmiş durumda.

Tıp geliştikçe ölmek zorlaşıyor. Hekimler, ileri tekniklerle insanı bitki halindeyken bile yıllarca yaşatabiliyorlar. Doğum ve ölüm durumunda toplum pek yardımlaşmıyor, dayanışmıyor. Ortak duygular gelişmiyor. Ölüm, ölmekte olan şahıs gibi toplumdan soyutlanıyor.

Tıbbın ortalama insan yaşını ikiye katlamasından sonra ölümü kabul etmek de güçleşti. Eskiden ortalama ölüm yılı, şimdinin ortalama yaşı kadardı. Bu durum ölümü kabul etmemizi daha da zorlaştırdı.

Başka bir açıdan bakınca ölüm, doğal bir olgu olmaktan çıkıp tıbbın bir başarısızlığı olarak algılanmaya başlandı. Bu nedenle hayatın kalitesini artırmaktan çok onu uzatmak için büyük yatırımlar yapılıyor.

Ama yapılması gereken bu mu? Gerçekten ölmekte olan insanların istediği biraz daha fazla yaşamak mı? Yapılan araştırmalar, ölmekte olan insanların, tıp merkezlerinden, alet-edevattan arınmış sakin ve kendi tercih ettikleri ortamlarda sevdikleriyle beraber olmayı istediklerini ortaya koyuyor. Tecrit edilmiş halde hastane köşelerinde ölmek istemiyorlar.

Son yolculuğa hazırlananlarla ölümü konuşmak, yani ölecekleri konusunda ne kendilerinden ne de ailelerden bilgi saklamamanın önemi vurgulanıyor. Çünkü bilgi saklamak ölümü önlemiyor.

Ölüm hakkında konuşmanın şu faydası var: Kalan kısa zamanda öncelikler tespit ediliyor. Ölecek olanın yapmak veya yapılmasını istediği şeyler açıklık kazanıyor. Bastırılmış duygular, pişmanlıklar, özürler veya minnettarlıklar ifade ediliyor. Bütün bunlar ruhu ve insan ilişkilerini hafifletiyor. Son yolculuğun ağır bir yük olmadan gerçekleşmesi sağlanabiliyor.

Madalyonun diğer tarafına, hekimlere gelindiğinde, onlara okulda her organ ve tedavisi konusunda bilgi veriliyor ama ölen bir hasta ile nasıl ilişki kurulacağı doğru dürüst öğretilmiyor. Hekimler de tedavi ettikleri bir hasta öldüğünde bunu bir yenilgi veya başarısızlık olarak değerlendiriyorlar. Bunu eve ağlayarak gelen yakınım hekimlerden biliyorum.

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre ülkemizde 2014 yılında 390.121 kişi ölmüş. Bu bin kişi başına 5,1 ölüm demek. Ölümlerin çoğu artık hastanelerde gerçekleşiyor; aileden ve sosyal çevreden uzak ortamlarda. O nedenle yaşamla ölüm arasındaki geçişi sağlamakta hekimlere çok iş düşüyor. Buna hastanın son dönem bakımı yanında ölenle ailesi arasındaki ilişkiyi düzenlemek de dâhil.

Elbirliği ile yapmamız gereken şey ölümle mücadele etmek değil onu kabul edilebilir bir gerçek haline getirmek. Bunun için son günlerin huzur içinde geçmesi, kişinin kendisini yalnız hissetmemesi ve arkada bıraktıklarının iyiliğinden güven duyarak ayrılmasını sağlamak gerekiyor. Bu konuda yapacağımız her olumlu şey kendimize de yarayacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu