18 Ekim 2018 Perşembe 23:41
 

HAYAL VE GERÇEK ARASINDA

30 Nisan 2015 Perşembe 11:21

İnsanın nasıl yetiştiği, istediklerini nasıl yapacağını belirler; hayalleri ise neler yapmak istediğini… Küçük yerlerde (köy, kasaba) doğup, yerel topluluk (cemaat) değer ve ilişkileri içinde büyüyenler, kozmopolit (kültürel çeşitlilik içeren), çoğul (farklı sınıfları olan), dünya ile bağlantılı kent hayatının çoğulcu yapısına hep yabancı kalırlar. Öngörü ufuklarını, davranış repertuvarlarını belirleyen, değerlerini ve eylem tarzlarını özümsedikleri küçük topluluktur. Bir anlamda taşralılık, başka anlamda yerellik denilen bu olgu onların hareket alanını, seçeneklerinin sınırlarını tayin eder.

Taşra kültürünün belirleyiciliği

Siyasetçilerinin çoğu köy-kasaba kökenli olan ülkelerde bir ufuk (vizyon) sorunu olması bundandır. Cemaat değerlerini aşmaları ve yerellikten kurtulup evrensel değerlerle buluşmaları hep sorunlu olmuştur. Dünyaya en fazla kendi ülkelerinin penceresinden bakarlar. O pencere de genellikle içinden çıktıkları dar çevrenin avlusuna bakar.

Eğer onlar Müslüman’sa, Müslüman olmayanlar; Sünni’yse, Aleviler; Türk’se, Kürtler hep yabancıdır. Hakları, egemenin lütfuna tabidir. Bu da onun kültürel müktesebatının yansımasıdır.

Otoriter ailelerin ve cemaat yapılarının ürünü insanlar, geleneğe ve otoriteye itaati içselleştirmişlerdir. Sorgulama ve karşı çıkma alışkanlığına sahip olmayan topluluk kültüründe, kendini yenilemek ve düzeltmek kabiliyeti oldukça sınırlıdır. Bu özellikleriyle kendini farklı yapılarda yeniden üretebilir; kentte, bürokraside, siyasal partilerde ve parlamentoda…

Otoriteye biat geleneği, otoritenin kural dışına çıkması durumunda onu sorgulamamak, düzeltmemek gibi bir sonuç doğurur. Bu da hatada ısrar ve süreklilik getirir. Eleştiriler varlığa yönelik bir tehdit olarak algılandığından kale alınmaz. Bu da muhalefetin ve özeleştirinin yapıcı etkisini en aza indirir.

Ama hayaller

Küçük topluluk (cemaat) değerleri ve alışkanlıkları, insanların ufuklarını yakına taşısa ve eylem seçeneklerini sınırlasa bile hayallerine sınır koymaz. Günlük hayatlarına sanat, spor, bilim (buna bilim kurgu dâhil) ve felsefe alanlarında eylem, okuma ve düşünme alışkanlığı oldukça sınırlı olan insanlar öğrendikleri menkıbeye dayalı tarih ve imana ilişkin metinlerdeki ideal dünya tasavvurunu kolaylıkla gerçekle karıştırırlar. Olan değil olduğu varsayılan bir geçmiş üzerinden ütopik bir gelecek hayali kurarlar. Ama ufukları (vizyonları) ve araçları bu geleceğe ulaşacak yeterlilikte değildir. DAVA olarak kurguladıkları bu geleceğe ulaşmak için tüm araçları mubah saymaya başladıklarında yozlaşma (yapısal bozulma) başlar.

Kural dışına çıkmak, hukuku ve yerleşik kurumları zorlamak, insan ilişkilerinde evrensel ölçüleri değil cemaat değerlerini geçerli kılmak toplumun dengelerini bozar.
Belirginleşen yozlaşma ve buna karşı oluşan muhalefet, genellikle uluslararası bir komplo olarak yorumlanır.

Komplo algısı, yakın ve uzak dünyayı düşmanlarla çevrili, “biz”i mahva çalışan kötü niyetli ötekilere karşı mücadeleyi gerektirir. Artık devlet, varlık savaşı verilen bir dünyada “olağanüstü hali” yöneten bir mercidir. Bu mercie karşı çıkmak ihanettir. Toplum, hainler ve sadıklar diye ikiye ayrıldığında artık millet olmak duygusu kaybolmaya yüz tutmuştur.

Bu anlatılanların ülkemizle hiçbir ilgisi yoktur. Sadece başka ülkelerin deneyimlerinden türetilmiş teorik bir denemedir! Allah’a şükür ülkemizde her şey olması gerektiği gibidir…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu