23 Haziran 2018 Cumartesi 13:06
 

FİİLİ BAŞKANLIK

21 Ağustos 2015 Cuma 11:33

Kabul edelim kiCumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye halkının özelliklerini iyi okuyan bir insan. Onun güçlü ve sorun çözen önderler aradığını; bulduğunu sandığında da peşine takıldığını ve büyük hatalar yapmadan onu terk etmediğini biliyor. Böylesine bir önder bağ(ım)lılığı, kural ve kurumlara gerek duyulmadan kişiye bağlı güven ve destekle sürdürülebiliyor.

Bu niteliğiyle Erdoğan kimden ve nasıl oy alacağını iyi hesaplıyor ve seçimlerde de iyi sonuç alıyor. Aldığı müddetçe de her şeyi yapabileceğine inanıyor. Bu inanç, onun anayasal çerçeveyi, kurumsal gelenekleri önemsememesine neden oluyor. Partisi yine önde ve kamuoyu yoklamaları, önderlik sıralamasında yine onu başta gösteriyor. Desteği azalıyor ama alternatifi hâlâ yok. Olmasına da izin vermiyor.

İstifa etmiş ve birçok üyesi milletvekili bile olmayan bir kabineyi tam yetkiyle ve parlamentoya hesap vermeden iş başında tutuyor. Bir koalisyon hükümeti kurulmasını zorlaştırıyor. Yeni seçimden çıkmış ülkeyi yeniden seçime zorluyor.

Son girişimleri daha da cüretkâr; “İster kabul edilsin, ister edilmesin; Türkiye'nin yönetim sistemi fiilen değişmiştir” diyor. Anayasa hukukçularına göre bu beyan Anayasa’ya aykırı çünkü Anayasa değişmeden rejim değişemez.

Hukukçular soruyorlar: “Türkiye'de darbe mi oldu da rejim değişti ve başkanlık sistemi yürürlüğe girdi?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta memleketi Rize'de, “Beyler! Türkiye, 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil, fiilî gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiilî durumun hukukî çerçevesinin anayasal olarak kesinleştirilmesidir.”

Bu beyan bana Atatürk’ün cumhuriyeti ilan etmesi üslubunu hatırlattı. Ama cumhuriyet, anayasal çerçevesi çizilerek ilan edildi. Erdoğan, fiili bir durum yaratıyor ve başkanlığını ilan ediyor. Sonra da milletten ve milletvekillerinden bu durumun hukuken onaylanması için gerekenin yapılmasını istiyor.

Eskiden askerler böyle fiili durumlar yaratırlar ve “Büyük Türk Milleti adına” kötü gidişi durdurmak için yönetime el koyarlardı. Bu yasa dışı fiili durumların önüne geçmek için birçok üst düzey asker yargılandı ve yıllarca hapis yattı. Gerekçe, anayasal düzeni değiştirme teşebbüsüydü! Geçmiştekinin bugünkünden tek farkı, yaratılan fiili durumun silahsız güçlerce yapılıyor olması.

1982 Anayasası’nın makamına tanıdığı yetkilere yenilerini eklemek Cumhurbaşkanı’nın yapabileceği bir şey değildir. Yapıyorsa açıkça mevcut Anayasa’yı ihlaldir. Anayasa’yı isteklerine uydurmak isteği de yasal değil kişisel bir girişimdir. Belli ki o bu beyanlarla zemini hazırlıyor ve yenilenecek seçimlerde isteklerinin seçmen çoğunluğunca onaylanmasını beklediği duyurmak istiyor.

Halk tarafından seçildiği için cumhurbaşkanının Anayasa’da belirtilmiş olanların ötesinde yetkileri artmaz. Fiili güç olmaz. Fiili güç, kaba kuvvettir. Demokrasilerde siyasi güç olur ve onun kapsam ve kullanım şeklini Parlamento ve Anayasa belirler.

Anayasa’yı yok sayıp başkanlık sistemine fiilen geçmeyi meşru sayan Cumhurbaşkanı ve müstafi hükümet, halkın bir bölümünün benzer bir yöntemle, “Biz kötü yönetiliyor ve mağduruz, özerklik ilan ettik” dese acaba ne yaparlar? Hiçbirimizin kuşkusu yok tepelerine binerler; onları hain ilan ederler!

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu