23 Ocak 2018 Salı 09:21
 

BELİRSİZLİK

31 Temmuz 2015 Cuma 12:02

Ülke yeniden 1990’ların karışık ve gerilimli ortamına döndü. Köklü bir sistem değişikliğine olan gereksinim çeşitli mazeretlerle önleniyor. Gerekçelerin başında merkezi hükümetin hesap verir hale gelmesi ve hukuka uymasının devletin gücünü zayıflatacağı kaygısı; bölünme korkusu, yabancıların toplumu birbirine düşüreceği endişesi geliyor. Ama bu mazeretlerle geciktirilen yapısal dönüşüm ne siyasi istikrar, ne ekonomik kalkınma ne de daha nitelikli bir toplum inşa etme olanağı sağlıyor. Kendimizle ve dünya ile kavga edip duruyoruz.

Kaygılarımız arttığı oranda milli ve dini kimliğimize sığınıyoruz. Onları giderek radikalleşen yorumlarla bir mücadele aracına dönüştürüyoruz. Hemen bu söylediğimin iki örneğini vereyim:

Milliyetçi Hareket Partisi, son seçimde kendisi kadar milletvekili çıkaran Halkların Demokrasi Partisi’ni kapatmak için girişimde bulunuyor. Bunu da ülkenin birliği ve dirliği adına yaptığını sanıyor.

Eş zamanlı olarak Ankara’nın Hacıbayram semtine 500 polisle baskın yapılıyor ve IŞİD üyesi aranıyor. Bu semtin Irak ve Suriye’ye giden militanların devşirme, eğitme ve sevk merkezlerinden biri olduğu ne zamandan beri yazılıyordu. Ama IŞİD’in cihadı ve şehitliği ibadetin bir parçası, şiddeti siyaset ve egemenlik aracı olarak gören; İslam’ın çıktığı dönem toplumunun yaşam şartlarını yücelten, bilim, sanat ve demokrasiye bozulma olarak bakan bir Müslümanlığı benimsediği yeni anlaşıldı. Çağa uyumlu Müslümanlığı bir sapma ve küfür olarak gördüğü için Türkiye de bir kâfirler ülkesi.

Müslümanlığı nedeniyle hoş görülen bu Selefi anlayış, ancak Türkiye’yi hedef alınca üzerine gidildi. Birçok gözlemci IŞİD’le mücadelenin şu nedenlerle güç olacağını dile getiriyor. Önce Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği petrol kaynakları sayesinde mücavir ülkelerde kurduğu ekonomik ilişkilerden yararlananlar var. Onlar, hükümetleriyle yakın bağları var. İkincisi, kültürel-inançsal yakınlık ve Batı karşıtlığı nedeniyle geniş bir toplumsal tabana hitap ediyor ve buradan sempati ve üye devşiriyor. En vahimi de bu uygun ortamdan yaralanarak ülke içinde hücreler oluşturarak örgütlenmiş bulunuyor.
Hilafet makamı onları cihada çağırdığında kendi ülkelerini ateşe vermekte tereddüt etmeyecekler. Kendilerini davaları uğruna göz kırpmadan uçuran insanlar, ülkelerini neden yakmasınlar ki? Kutsal her zaman dünyevi olana üstün tutulmuş.

Eğer MHP’nin girişimi AKP tarafından da benimsenir ve bu parti kapatılmaya kalkarsa her beş kişiden birinin Kürt olduğu ülkemizde siyasal birliğin korunması ne kadar mümkün olur?

Hele sınır ötesinde Türkiye’nin yeni katıldığı IŞİD’le uluslararası mücadele adına Suriye Kürtlerinin siyasal varlığına müdahale edilirse durum daha da hassas hale gelmez mi?

Türk hükümeti, sınırımızın güneyinde hem iki milyona yakın göçmenin yerleştirileceği hem de diğer silahlı güçlerden arındırılmış bir bölge istiyor. Sorun şu: 1- Kendi bölgelerini yabancı saldırganlardan koruyan Kürt silahlı unsurları IŞİD karşıtı Koalisyonunun bir parçası. 2- ABD kara birliği göndermeyecek. Türk askeri bu bölgeyi korumaya kalkarsa her türlü silahlı güçle çatışır durumda olmayacak mı? 3- Esed rejimi hâlâ Şam’da varlığını sürdürüyor; şimdilik kalıcı görünüyor. Ya Kürt silahlı birimleri (HPG) “Biz Suriye ordusuna katılıyoruz” derlerse, ABD ve AB’nin ehven-i şer gördüğü, Batı’dan ayrılıp ittifak kurmak istediğimizi söylediğimiz İran ve Rusya’nın desteklediği Şam yönetimi, Türkiye’yi işgalci ilan ederse ne yapacağız?

Dış politika o kadar kolay değil. Kişiselleştirmeye, hayal ve ideolojik tercihlerle yürütülmeye hiç gelmiyor. Bunu yeni yeni anlıyoruz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu