18 Haziran 2018 Pazartesi 02:54
 

BARIŞ AKTİVİSTİ AYDOĞAN'NIN BARIŞ SÜRECİ İLE İLGİLİ RÖPORTAJI

25 Ağustos 2015 Salı 12:20

 

STOKHOLMDA DA BULUNAN ULUSLARARASI İNSANHAKLARI SAVUNUCUSU VE GAZETECİ YAZAR GABAR ÇİYAN İLE BARIŞ SÜRECİ İLE İLGİLİYARARLI BİR ROPORTAJ YAPTIK

 

Gazeteci Cemil Aydoğan konuştu

‘Çözüm Süreci’ninmimarlarından Gazeteci Cemil Aydoğankonuştu:
Süreci bitirip savaşı tetikleyennedenler ve hemen barışın koşulları

 

Gazeteci Yazar CemilAydoğan bir barış insanı. Barış ve insan haklarına gönül vermiş biri. İnsanhakları çalışmalarından dolayı birçok ödül almış. Alınan bilgilere göre, NobelBarış Ödülü’ne de aday gösterilmiş. İnsanlık mücadelesi açısından Hz. İbrahim’iincelemiş, kitap yazmıştır.
Aydoğan, devlet ve PKK arasında uzun sürensavaşta, esir düşen asker ve sivilerin kurtarılmasıyla tanındı. Daha sonra, PKKve devlet arasında ateşkesin zeminini hazırlama girişimi de eklendi. ‘ÇözümSüreci’ adlandırılan süreç, PKK’nin ateşkes ilan etmesinden sonra atılanadımdı. Aydoğan, bu süreçte arabulucu olarak, önemli rolü vardı.
Gazeteci Aydoğan’la çözüm süreci öncesini,PKK ile görüşmeler, MİT’e iletilen bilgiler, ateşkes süreci, yapılan hatalar,sürecin çatışmayla son bulduğu bu günü masaya yatırdık. Hemen barışınkoşullarının nasıl yaratılacağı sorusu, en son ele alınan konu oldu.Paylaşıyoruz, röportajı.

 

2012’de ekopolitikkurumlar adına PKK Avrupa temsilciliği ile, aynı yılın aralık sonunda KandildePKK’nin elinde bulunan kamu görevlisi ve sivilerin serbest bırakılması veateşkes için, PKK başkanlık konseyi temsilcileri Sabri Ok ve Zeki Sengali ilegörüştünüz. Görüşmelerden çıkan üç öneriyi MİT müsteşarlığına ulaştırdınız.Birinci maddesi, BDP merkez yöneticilerinin Abdullah Öcalan ile görüşmesiydi.Diğer iki madde hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Cemil Aydoğan: PKK’nin elinde esir bulunan asker ve sivillerinkurtarılması ile kamuoyunda barışa bir adım atmak amacı ile, barışçıl birarabulucuya ihtiyaç vardı. Ekopolitik yöneticileri, dönemin Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül ile görüşmüşler. Görüşmeden sonra, Ekopolitik koordinatörüSayın Tarık Çelenk beni İstanbul’a çağırdı. Bana ‘esir askerlerin kurtarılmasıve barış zeminini araştırılması’ amacı ile PKK’nin Avrupa sorumlusu ilegörüşmede bulunmak üzere sorumluluk vermek istediklerini söylediler.

Gerekçede, 1996 tarihinde, IrakKurdıstanındaki PKK’ye ait Zap Kampı’nda, esir bulunan dokuz askerin, PKKyetkilileri ile görüşen heyetin koordinatörü olarak, askerleri, bir sürü zorlukve sıkıntılar sonrasında ailelerine sağ salim teslim etme deneyim sahibiolduğuma dayanarak, bu görevi bana vermek istediklerini söylediler.

O ara Almanya’daki rezervasyon,  gidiş gelişprogramları da kendileri tarafından yapılmıştı. Haziran 2012’de PKK’nin Avrupasorumlusu ile Stutgart kentinde görüşmelerde bulundum. Barış taleplerimkendileri tarafından not alındı ve bu bilgiler Kandile ulaştırıldı. Kandilyetkilileri, 2012 Aralık ayında beni davet ettiler. Kandilde PKK başkanlıkkonseyi adına Sabri Ok, Zeki Şengali ve bir yazman ile görüştüm. Orada PKKönderi Sayın Abdullah Öcalan ile ilgili görüşmeler birinci plana çıktı. Üçsaatlik görüşme sonunda bana şifayi olarak üç öneri sundular:

 

1. BDP merkez yöneticilerin, Sayın AbdullahÖcalan ile görüşmelerin sağlanması.

2. Bu mümkün değilse, sayın Abdullah Öcalan’ınavukatlarından Kandilin uygun göreceği beş veya on avukat  arasında birheyetin oluşması

3. Bu da sıkıntı yaratıyorsa, benimbaşkanlığında Ekopolitik içinde, benim uygun gördüğüm bir heyeti, makulbulacaklarını söylediler. Ayrıca Sayın Başbakana da benimle ilgili,‘’Başbakanlık basın yayın ve enformasyonda danışmanlık yapmış, ve 2009 da SayınBaşbakan Erdoğan’ın genel başkanı olduğu AK PARTİ’nin Kızıltepe Belediye başkanadaylığını yapmıştır. Biz, kendisinin barış ve insan hakları samimiyetineinanıyoruz.  Sayın Başbakan da bu samimiyete inansın’’, dediler.

 

Bu önerileri, Mardin’de beni bekleyenEkopolitik yetkililerine, MİT müsteşarlığına ulaştırmak üzere şifayi bilgilerverdim. Kendileri, MİT müsteşarlığında yapılan olumlu bir görüşmeden sonra,bilgileri, dönemin  Başbakanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sundular. SayınErdoğan da, uygun olan birinci maddeyi kabul ettiler. Bunun onaylanması,askerlerin teslimi ve 2013 Newroz’unda ateşkesin fiili olarak hayata geçmesiniberaberinde getirdi.

 

Başlatılan sürecin alt yapısı hazırlanmamıştı. Otuz yılı aşkın savaşan bir gerilla mücadelesinin elbetteki önemli demokratikve siyasi talepleri vardı. Sorunlar ertelenerek, ateşkes kararı hayatageçirildi. Örneğin ana dil ile eğitim, kimlik-kültürel haklar herkesi kapsayanbir siyasi af ve bana göre de biçimsel değişiklikleriyle beraber, İspanyanınBask özerk sistemi idaal çözüm sistemlerinden biri olabilirdi. Benkonferanslarda ve açıklamalarımda bu demokratik ve siyasi talepleri, birdemokrasi zeminin oluşması amacı ile sürekli olarak paylaşmaya çalıştım. Ancakdevlet ve Öcalan heyetleri arasında bu sorunlar fazla tartışılmadı. Kalıcı barışınteminatı olan, demokratik ve siyasi taleplere cevap verebilecek reformlarmasaya yatırılmadı, fazla konuşulmadı.

 

Bu süreçte benim korktuğum, bu kriterlerinyeterince tartışılmadan ateşkesin hayata geçirilmesiydi. Zaman zaman bizdekihükümet ve devlet yetkililerini anlamakta zorluk çekiyorum. Bakınız, bir örnekvereyim. 35-40 miyonluk nüfusuyla statüsüz bırakılan Kürt halkı, kenditopraklarında söz sahibi olma ve daha çok özgürlükler istemesi kadar doğalbirşey olamaz. Irak, Suriye ve Iran Kürdistan’ında gelecekte, halk özerkfederasyon veya bağımsız bir devlet gibi çözümlere, barışçıl yöntemlerle ulaşabileceğine inanıyorum.  IŞİD denen vahşi terör örgütü, bu süreçlerisabote etmek için ortaya çıkarıldı. Tarih, Kürt ve Ortadoğu’daki birçok kültüresaldıran IŞİD vahşetine karşı savaşan Kürt halkı, ABD, AB ve diğer koalisyonülkelerinin, insanlık adına verdikleri bu onurlu mücadelelerini mutlakayazacaktır. Bu zorlu mücadele, sonuçta bölge demokrasini güçlendireceği gibi,burada insan haklarına saygıyı ve özgürlükleri de getirecektir.

 

İnsan haklarıyla yakında ilgilenen bir kişiolarak, Türkiye’de, mevcut sınırlar içinde, Anadolu ve Mezopotamya haklarınınkendilerini özgürce ifade edebileceği bir sistem ve anayasa ile kalıcı barışınmümkün olabileceğini, düşüncesindeyim. Çünkü bu halklar bu coğrafyada binyıldır iç içe yaşayan topluluklardır. Ulusların kendi kaderlerini tayin etme dedahil, tüm demokratik haklarıyla özgür bir ortamın yaratılması için, konununtartışılmasını savunan bir şahsiyet olarak bilinmeme rağmen, 2013’te,Batman’da, Yerel medya ve Kürt konferansında, Başbakanlık Basın ve Enformasyondairesi, içlerinde benim de olduğum birkaç kişiye, barış ve çözümekatkılarımızdan dolayı, onur ödülleri verildi. Bir yandan, çözüme katkı içinödül veriliyor. Öte yandan, devlet ve hükümet konferanslarında Kürt halkınındemokratik talepleri hiç telaffuz edilmiyor. Bu siyasi çelişkiyi anlamakgerçekten de zor.

 

- Uzun süre ateşkesdevam etti. Kürt dili ve edebiyatı üzerindeki baskılar hafifledi, silahlarsustu, analar ağlamadı. Bu süre içinde askeri ve polisiye harcamaları azaldı,ülke ekonomisi güçlendi. Kürtler legal alanda kendini ifade yönelimi güçlendiğibir anda yeniden çatışma ortamına dönüldü.

Biz insan haklarınınilgisini çeken, bu süreçteki genel eksikliklerini öne çıkartmaktır. Sizceanlaşmada ve pratikte yaşanılan eksiklikler, sürecin son bulması ve çatışmayıtetikleyen ana nedenler nelerdi?

Cemil Aydoğan: Doğrudur. Üç yıla yakın bir süredir halklarımız barışiçinde yaşadı. En kötü barış en iyi savaştan daha iyidir. Temelsiz barıştalepleri de, en iyi savaştan daha iyidir. Kürt halkının demokratik talepleriolan, ana dilde eğitim, kimlik ve kültürel haklar, genel af gibi taleplerkamuoyunda tartışılmadı. Sadece haklarımız Sayın Öcalan’ın, Dolmabahçe de,Hükümet ve İmralı HDP heyeti arasında okunan on maddenin açıklamasındanhaberdar olmuştur. Bu on madde Kürt halkının taleplerini karşılamayan maddelerdenoluşuyordu. Sayın Öcalan bu maddelerin tümünde Kürt halkından bahsetmiyordu.Ancak bu ülkede demokrasinin yerleşmesi için, bu maddeler umut vaat ediyordu.Bu barış ve çözüm girişimlerinde Kürt halkının doğal olarak siyasi ve insanhaklarında vaz geçilmeyen demokratik  talepleri tartışılmadığı için,birileri kendi siyasi çıkarları için Sayın Öcalan’ın bu demokrasi taleplerinide ciddiye almayarak Sayın Öcalan ve devlet arasında yapılan görüşmelerinkesilmesine de neden oldular.

 

Karşılıklı görüşmelerde muhataplar dışında,uluslararası anlamda tanınmış kişilik ve herhangi bir ülke ya da insanikurum,  ülkedeki sivil toplum ve ya bazı kanaat önderlerinin gözlemciolarak bu heyete yer almaması, tarihi bir hata olarak görmek gerekir. Buheyetler arasına kim doğru söylüyor, kim yanlış söylüyor, konuşmaları dakamuoyunda tartışılmaya neden olmuştur.


Bu sürecin bitmesinde su bardağı zaten dolmuştu. Diyarbakır, Suruç veCeylanpınar katliamları sadece bardağı taşıran damlalar oldu. Bu ateşkesinmimarı ve arabulucu olan bir barış aktivisti olarak, taraflar arasında gördüğümboşlukları birkaç başlık altında sıralayabilirim:

1. Devletin zaman kazanmak amacı ile sonuçalıcı olmayan gerekçelerle Sayın Öcalan ile yılarca muhatap olması.

2. Hükümetin çözüm ile ilgili direk muhatapolmaması, sorumluluk almayarak sorumluluğu devlet yetkililerine bırakması.

3. Heyetlerin görüşmelerinde tarafsız gözlemcibir heyetin yer almaması.

4. Kandilin ısrarla HDP heyeti dışındakendilerinin de uygun gördükleri bir kişinin de Öcalan’ın heyetinde yeralmasını istemelerine rağmen bu talebin kabul edilmemesi bu talep Kandil vedevlet arasında kuşku ve güvensizliği beraberinde getirmiştir.

5. Ateşkes ile beraber heyetler arasında güvenve samimiyet zemini oluşmamış, bu üç yılık çözüm süreci heba edilmiştir.

6. Zor günlerde, hükümet ve devlete yardımcıolan devletin bir numaralı muhatabı olan Sayın Abdullah Öcalan’a ev hapsi ve yagörüşme ve irtibatın rahat olduğu özel bir ceza evinin tahsis edilmemesi gibigerekçeler başlıca kopuş nedenleri olmuştur.

 

- Başbakan yardımcısıve devlet bakanı Bülent Arınç’a yönelik 05 Ağustosta kendisini şahsi ziyaretsonrasında ulaştırılan mektubunuzun bir örneği var masamda. Görüşmelerinyeniden başlamasını istiyor ve vazife almaya hazır olduğunuzu belirtiyorsunuz.Arınç’ın yeni bir sürecin başlaması konusundaki tavrı nasıldı? Edindiğinizizlenimleri paylaşır mısınız?

Cemil Aydoğan: Sayın Arınç ve eski başbakan yardımcısı Sayın Beşir Atalayile çözümle ilgili konferans ve oturumlarda insan hakları barış ve demokrasitaleplerini paylaştığım ve saygı duyduğum önemli şahsiyetlerdir.

Başbakan yardımcısı sayın Bülent Arınç’tanrandevu talebim aynı günde olmuş, programı yoğun olmasına rağmen randevutalebimi aynı günde kabul etmiştir. Katıldığı konferansı yarıda keserekBaşbakanlıkta beni kabul etmiş, yaptığımız görüşmeden sonra tekrar konferansagitmiştir.

 

Benim barış için görüşme talebimi tahmin edensayın Arınç’ın aynı gün beni kabul etmesi benim barış taleplerime ne kadardeğer vermesinin de bir göstergesidir. Aldığım duyumlara göre Sayın Arınç’agönderdiğim barış raporu, hükümetin üst düzey yetkilileri tarafından olumluolarak değerlendirilmiştir.

Yeter ki barış girişimlerinde samimiyet olsun,iki tarafında bizlere güveni olsun. Geçmişteki sonuç alıcı barış girişimlerimiz,geleceklerimizin de aynasıdır. Hepimiz bu vicdani aynada kendimizi görürsek, buülkede barışın gerçekleşmemesi için hiçbir  neden söz konusu olamaz. SayınÇiyan, sizde bulunan ve sayın Arınç’a gönderdiğim genel değerlendirme veherkesi kapsayan ‘altı maddelik öneri paketi’m mevcuttur. Barış taleplerinde bualtı maddenin hayata geçirilmesi şartı ile devreye girmek gerçekçi bir davranışdeğildir. Ancak iki tarafa objektif hitap eden bir uzlaşma köprüsünü yaratacakolan barış kriterlerinin korunması şartı ile Kandile gitmek dahil olmak üzereher nevi göreve cesaretle hazır olduğumu demokrat kamuoyu ile paylaşmakistiyorum.

 

- Sürecin kaldığıyerden ya da yeni bir çözüm sürecinin başlamasının şartı ne? Bu nasıl mümkünolabilir?

Cemil Aydoğan: Tüm toplumsal ve kurtuluş mücadelelerinde devletsistemleri silahlı muhalefet güçlerini  ‘Terör örgütü’ olarak suçlamıştır.İRA, BASK, AFRİKA ve FİLİSTİN örneklerini vermek yeterlidir. Tarihişahsiyetlerden de bahsetmek gerekirse, Osmanlı sistemine göre Mustafa Kemalasi  ve vatan hainiydi. Rus çarına göre Viladimir İliç Lenin hain veanarşisti.  Roma’ya göre Spartaküs haindi. Atina’ya göre Sokratesdüşüncesi kabul olmayan suçlu bir haindi. Ancak tarih, bu insanların kendihaklı davaları ile zafere gittiklerinin bir göstergesi olmuştur. Sistemlertarafından idam edilenlerde tarihin altın sayfalarına yazılarak günümüze kadarinsanlık mücadelesinin önderleri olarak kalmışlardır. Türkiye de ki Kürt sorunuda tarihteki benzeri olayların aynısıdır. Kürtler MEDLER den gelme 2700 yılıkyazılı tarihi olan bir halktır. Birinci dünya savaşında dört ülke tarafındanbölünmüş bir halktır.

 

Soyut kardeşliğin modası da zamanı dageçmiştir. Egemen güçlerin politikaları gereği biz kardeşiz ancak senin dilin,kültürün, ismin ve  senin tarihin ve coğrafyanın tamamı da benimdir.Önce  kardeşlik için, Kürt halkının dilini, kimliğini, tarihini vecoğrafyasını tanımak zorundasın. Bir arada yaşamak için tüm haklara eşit hitapeden demokratik bir sistemi hayata geçirmek zorundasın. Bu demokratik taleplerhayata geçtiği takdirde, bu iç içe olan ülkede bölünmenin zemini de ortadankalkacaktır. Ve aynı ülkede ortak yaşamın koşuluda yaratılmış olacaktır.

Bu siyasi demokratik taleplerin hayata geçmesiile Türkiye ve Kürdistan’ın tarihi ortak coğrafyaları olan Anadolu veMezopatamya da aynı ülke sınırları içinde Barışın meşalesi karanlığı mutlakyenecektir.           

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu