18 Ekim 2018 Perşembe 08:46
 

AÇLIK GREVİNDE ÖLÜMLER HÜKÜMETE TAHRİBAT GETİRİR

17 Eylül 2009 Perşembe 15:15

Ünlü yunan filozofu Eflatun’un bir sözüyle başlamak istiyorum. “Dünya’da en sert maddelerden biri çeliktir. Yüklediğin zaman en fazla kırılan da odur. Diyor. Siyasal ve toplumsal mücadelelerde uzlaşma kıvraklık ve ikna metotları zaferi getiriri diyor.

 

Yoksa yanlış da ısrar ve inat etme kırılmayı beraberinde getirir.

Ölüm sınırına ulaşan bu açlık grevlerine bakıldığında taleplerin 3 maddesi de hukuki sınırları aşmayan insani taleplerdir.

 

Çözüm bir fındıkkabuğunu doldurmayacak kadar basittir. Sayın Başbakan kamuoyu karşısına çıkarak bu açlık grevlerini 3 cümleyle bitirebilir.

 

1-       Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılmasını Avukat görüşmeleriyle halledebilir. Artı sicili temiz Avukat kriterini de getirebilir. Bu talep Abdullah Öcalan dışında tüm mahkûmlarında hukuki haklarıdır.

2-       Anadilde savunmada bir insan hakları güvencesidir. İnsan hangi dilde rahat savunma yaparsa tercüman nezaretinde kendisinin en demokratik haklarından biridir.

3-       Anadilde eğitim de evrensel bir insan hakları talebidir. Şu denilebilir şu anda Kürtlerin çoğunluk olduğu coğrafyada Anadilde eğitimi kadrosal olarak eğitim yapmak şartlarımız mevcut değildir. Bu sistemi hayata geçirmek için en az 200 bin Kürtçe uzman öğretmene ihtiyaç vardır. Hızlı bir şekilde bu kadroları yetiştirmeye çalışacağız bu kadrolarla beraber anadilde eğitim programı da elbette hayata geçirilecektir. Açıklaması yapılırsa bu sorun aşılmış olacaktır. Hukuki düzenleme gerekiyorsa hükümet bunu da yerine getirmeye çalışacaktır. Açıklamasıyla Türkiye kara bir sayfayı kapatmış olacaktır. Ve bu uygulamayla yeni bir demokrasi sayfası açılmış olacaktır.

 

     Türkiye çeşitli halklar ve milliyetlerden oluşan bir mozaik ülkedir. Olayın PKK Devlet çatışmasını bir tarafa bırakırsak ki onun da sonucu elbette barış olacaktır. Ancak bu haklı talepleriyle açlık grevlerine giren siyasi tutuklular kendi coğrafyalarında çoğunluk olan Kürt halkına mensup olan insanlardır. İşin tehlikeli boyutunu da bu manzara oluşturmaktadır.

 

Ben bazen siyasal süreçlerde rakamların toplamını yaparak ufukta olan bazı tehlikeleri görebilen bir insan hakları savunucusuyum. 2004-2005’teki konuşmalarında Kürt halkından özür dileyen  sayın Erdoğan barış mesajları ile demokrasi güçlerine mesaj veren  bir Başbakan; akabinde“tek millet,  Kürt sorunu bitmiştir diyerek muhafazakâr ve demokratların üzerine çizgi çekmiştir.kendisini  Türk milliyetçiliğine iten nedenlerini öğrenmek de siyasal konjüktürde çözmek çok zordur. 

 

Durup dururken kendisine dost olan Suriye’ye düşman saflarında yer alması, Ak Parti içindeki denge unsuru olan demokrat Kürt şahsiyetlerinin tasfiye edilmesi, 29 Ekim’de bayramlarını kutlamak isteyen vatandaşlara müdahale edilmesi, 10 Kasım’da Türkiye’de bulunması gerekirken Malezya’da ismi cismi belli olmayan bir Sultan’a ziyaret etmesi gibi icraatlar olumsuz bir neticenin işaretlerini vermektedir.

 

Başbakan yardımcısı ve Hükümet sözcüsü sayın Bülent Arınç’ın konuşmaları sürece denk düşen uzlaşma talepleridir. Herkes bu şekilde açıklama telaffuzlarında bulunursa çözümler daha rahat olacaktır.

Kürt sorununda Sayın Başbakanın yazılı tarihi ile bir halk olan Kürtlere de kimlikleriyle değil Kürt kardeşlerim açıklaması yapması ve şu anda bütün Kürdistan coğrafyasında mevcut olmayan bir Zerdüşt dinini ön plana çıkarması siyaseten insan hakları ve evrensel kriterlere hiç uygun düşmemektedir.  Farz edelim ki böyle bir din vardır. Bir Başbakan olarak bütün inançlara saygılı olmak kendisinin vazgeçilmez bir görevi olmalıdır.

 

Bu eksik davranışlar ve açıklamaların bir toplamı yapıldığında inşallah ülkemiz açısından yeni bir karanlık sayfayı beraberinde getirmesine neden olmayacaktır.

 

Cemil Aydoğan

 

İnsan Hakları Savunucusu - MGC Başkanı

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNANLAR

KÖŞE YAZARLARI

ÖNE ÇIKANLAR

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu